Her insan belli bir yaşa geldikten sonra çeşitli eğitimler alır (Okul ve iş eğitimi gibi) Bunun için bir takım sınavlara girer, çabalar harcar. Sonunda bazen başarılı olur, bazen de başarısız. Bu arada kişinin olgunluğu, becerisi ve kültürü de artar.
Ancak sessiz ve sinsice onu bekleyen bir tehlike vardır. Şeytan kişinin bu durumunu fırsat bilerek onu, başarının gerçek sahibinin kendisinin olduğuyla kandıracaktır. Başarıyı elde ederken sarıldığı sebeplerin kendiliğinden önüne geldiğini yine bu sebeplere kendi bilgisiyle sarıldığını düşünen kişi büyüklenecek, herşeyin merkezinden kendisini görecektir.
Şeytanın oyununa gelmiş olan bu kişide bozuk ahlaki tavırlar oluşmaya başlayacaktır. Bilgisinin kendinden olduğunu sanan bu kişi, büyüklenme, kendini beğenme, başkalarının bildiklerini önemsememe gibi ahlak özellikleri kazanacaktır.
Bu durum insanda öyle bir hastalık haline gelir ki, çevresi bu kişinin tavır bozukluğunu çok rahat farkedebilir. Ancak durumun bu şekilde olması bir bakıma iyidir. Bu insan çevresi tarafından uyarılıp, ahlakının düzelmesi için yardımda bulunulabilir.
Bu ahlak bozukluğu aslında bir tek çok zeki, işinde çok başarılı, çok kültürlü insanlarda görülmemektedir. Her kesimden insan bu hastalığa yakalanabilir. İşcisi, öğrencisi, manavı, memuru hatta sokakta boş boş gezip, hiçbir görgüye sahip olmayan insanda dahi aklını beğenme hastalığı oluşabilir.
Sadece büyüklenme duygusu dahi şeytanın vesvesesinin insanı ne duruma getireceğinin açık göstergesidir. Bu hastalığa yakalanmamanın tek yolu Allah’ı hakkıyla takdir edebilmektir. Çünkü Allah’ın gücünü anlayan kişi kendisinin ve gördüğü herşeyin tek hakiminin O olduğunu anlayacaktır. Bu bilince sahip olan insan aklının, bilgisinin, bu bilgiyi kazanmak için aracı olarak kullandığı tüm sebepleri yaratanın Rabbi olduğunu bilecektir. Bu bilgiye sahip olan insan asla bilgisinden ötürü büyüklenmez, verdiklerinden dolayı Rabbine şükür içinde olur.
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.’’ (İsra Suresi, 37)
Tevazusu, alçakgönüllükleri ve Allah’a karşı boyun eğincilikleri ile insanlara bu konuda da en güzel örnek peygamberlerimizdir. Peygamberler Allah’ın seçtiği özel insanlardır. Dünyanın en akıllı ve en kültürlü insanlarıdır. Ancak asla bu bilgilerinden dolayı büyüklenmemiş, tüm gücün, bilgiyi verenin Allah olduğunun bilincinde olmuşlardır. Bu güzel ahlaklarından ötürü Allah’ta onların bilgilerini arttırmış, tevazularından ötürü takva sahibi, Müslümanlara örnek insanlar kılmıştır.
“… Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.’’ (Yusuf Suresi, 76)
Akıl, güzellik, zenginlik, sanatın asıl sahibi Allah’tır. Rabbimiz bunlardan dilediği kişide, dilediği kadar tecelli ettirir. Bu yüzden insanın bütün bunları kendinden sanması ve bununla büyüklenmesi çok büyük bir gaflettir. Gücün Allah’tan değilde kendinden veya başka varlıklardan olduğunu düşünmek ise Rabbimiz’e iftira etmek anlamına gelir. İnsan ancak imanı ölçüsünde akıl sahibi olabilir. Ve yine insan bu aklı egosunu tatmin etmek, dünyalık menfaatlerinin peşinde koşmak için değil, Allah’ın rızasını kazanmak için kullanmalıdır. Ancak bu şekilde aklın bir amacı olacak, insanlığa da fayda sağlayacaktır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik