EĞİTİM Haberleri Tümü

DES Eğitim Raporu

DES Eğitim Raporunu Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Necmettin Yalçın’a Sundu.

2011 EĞİTİM BÜTÇESİ İLE EŞİT VE NİTELİKLİ EĞİTİM SAĞLANAMAZ
Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı ve İshak Çelebi, Kenan Karataş, Tuğba Kangal’dan oluşan sendika yöneticileri, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Esengül Civelek’i makamında ziyaret etti. 2011 Eğitim Bütçesini değerlendiren raporu Müsteşar Esengül Cilvelek’e ve görüşme ziyaretine katılan Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Necmettin Yalçın’a sunduklarını kaydeden DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, Eğitimin güncel sorunları başta olmak üzere eğitim çalışanlarının, öğrenci ve velilerden oluşan diğer eğitim bileşenlerinin yıllanmış sorun ve talepleri ile ilgili karşılıklı fikir alışverişinde bulunduklarını söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığının, eğitim sisteminin sorunlarını çözme anlamında önemli reform ve devrim niteliğinde çalışmalar yaptığını fakat karar süreçlerine sendikaları daha etkin bir şekilde eklemlendirmeleri gerektiğini kaydettiklerini söyleyen DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, Eylem ve ücret sendikacılığı üzerinde bir vizyonla yapıcı eleştirilerle ve proje- Ar-Ge sendikacılığı anlayışıyla bu reformlara form kazandırmak istediklerini söyleyerek: raporda “İkili eğitimden tekli eğitime geçilmesini, sınıf mevcutlarının en fazla 25 öğrencili olmasını, diğer kamu görevlilerine göre düşük olan eğitim çalışanlarının maaşlarının yükseltilmesini ve anaokulu ve ilköğretim öğrencilerine günlük ücretsiz süt ve meyve verilmesini istediklerini kaydederek, “Geçmiş yıllarda olduğu gibi 2011 eğitim bütçesinin de diğer sektörlere göre en büyük bütçedir ve bu durumdan büyük memnuniyet duyuyoruz. Ama bir gerçek var ki eğitime ayrılan payın, eğitimde zorunlu ihtiyaçları bile karşılayamayacak düzeyde olduğunu görüyoruz. Üniversite eğitimi başta olmak üzere eğitimin tüm aşamalarında eğitime katılan öğrenci sayısı artarken, bütçeden eğitime ayrılan payın artması sorunun çözümüne yetmiyor. Son 10 yılda eğitim bütçesinin GSMH içindeki payı yüzde 2.1-4.18 arasında değişti. Özellikle son yıllarda toplam eğitim ödeneklerinde bir artış gözlendi. Fakat Türkiye, GSYİH' den eğitime ayırdığı pay bakımından OECD ülkeleri arasında hala arka sıralarda yer alıyor. Türkiye gerek bölgesinde gerekse küresel anlamda bir güç merkezi olmak istiyorsa bütçede eğitime ayrılan payın iki katı artırılması gerekmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimin temel ve güncel sorunlarını çözme konusundaki gayretini ve başarısını eğitim bütçesini yükselterek pekiştirmesi gerekmektedir, görüşlerine yer verdik dedi.
 
Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Esengül Civelek’in sözleşmeli öğretmenler ile okul öncesi eğitim alanlarında yaptıkları çalışmaları anlattıkları toplantıda MEB Personel Genel Müdürü Necmettin Yalçın etik eğitim ve değerler eğitimi konularında çalışmalar yapacaklarını söyledi. Önemli konularda fikir alış verişinin yapıldığı toplantıda karşılıklı ibilgi alışverişinde bulunuldu. Çok verimli ve faydalı istişarelerin yapıldığı toplantı bir saate yakın sürdü.  
 
Sunulan Rapor Özeti:
 
EĞİTİM BÜTÇESİ YETERSİZ KALDI
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinde  2011 ve 2012 yılı için sorunların çözümü anlamında hiçbir ümit ışığı görünmüyor. Ülkemizin en önemli sorununun “eğitim” olması yanı sıra nitelikli, ulaşılabilir, eşitlikçi bir eğitim sistemine ne kadar ihtiyacımız olduğu gerçeği gün gibi ortadayken eğitime ayrılan bütçe son derece yetersizdir.
 
ÖĞRENCİ SAYISI HER YIL ARTIYOR YÜKSEKÖĞRETİM BÜTÇESİ ARTMIYOR
2011 yılı Yükseköğretim bütçesinin de, zorunlu ihtiyaçları dahi karşılaması mümkün görünmemektedir. Eğitime katılan öğrenci sayısının ve üniversite-yüksekokul sayısının her yıl arttığı bir Türkiye’de, 2011 yükseköğretim bütçesi zorunlu ihtiyaçları karşılamaktan bile uzaktır.
 
 Her türlü fiziksel altyapı eksiği bulunan yeni açılan üniversitelerin akademik ve idari personel ihtiyacını bile bu bütçelerle kapatması mümkün değil. 2011 da üniversitelere atanacağı söylenen 7000 personel içinde bir ümit yoktur.
 
2011 yılı eğitim ve yükseköğretim bütçesi hükümetin, eğitim harcamalarını büyük oranda öğrenci ve velilerin sırtına yüklemeye çalıştığını göstermektedir. Öğrenci sayısının her yıl arttığı, öğretmen, akademisyen, idari ve yardımcı personel, okul, derslik,  eğitim materyalleri açığının büyük boyutlara ulaştığı Türkiye’de eşit, bilimsel, ulaşılabilir ve nitelikli eğitimden bahsetmek adeta imkansızdır. Kısacası 2011 eğitim bütçesi, gerek eğitim çalışanları, öğrenci ve veliler adına her yıl değişen eğitim sistemi ve ders kitapları ile gerekse niteliksiz, ezberci ve baştan savma eğitimden yakınan tüm eğitim bileşenleri adına yeni sorunlar, sıkıntı ve açmazlar oluşturmaktadır. Hükümetin kangren haline gelmiş eğitim sistemini kendi sorunlarıyla baş başa bıraktığı izlenimi bu olumsuz fotoğrafın değişmeyeceğine dönük inancımız daha da güçlendirecektir.
 
 2011 MEB bütçesine bakıldığında harcamaların hemen hepsinin zorunlu harcamalar olduğu ve birçok zorunlu harcamanın ise bütçede karşılığının olmadığı görülmektedir. 2011 – 2012 eğitim ve yükseköğretim bütçeleri ileriki yıllarda eğitimin niteliğini yükseltmek, çağdaş, bilimsel, demokratik ve verim-üretime dönük bir eğitim sistemi oluşturmak adına umut vermemektedir. Öngörülen bütçe rakamları zorunlu harcamaları dahi karşılayamayacak, eğitim sistemi geçmiş yıllarda olduğu gibi yine sorunlarıyla baş başa bırakılacaktır.
 
Yıllar
MEB Bütçesinin GSMH’ye Oranı (%)
2004
3,0
2005
3,07
2006
2,95
2007
3,40
2008
3,13
2009
2.80
2010
2,50
 
Her fırsatta bütçeden en yüksek payı eğitime ayrıldığını söyleyen hükümet, artan öğrenci ve üniversite sayısına, eğitimsiz, niteliksiz ve mesleksiz milyonlarca genç nüfusa rağmen eğitim harcamalarının milli gelir içindeki payını her yıl kümülatif olarak daha da aşağılara çekmeyi hedeflemektedir. Üç yıllık yapılan bütçeye göre, Yükseköğretim ve Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin milli gelir (GSMH) içindeki payı, azaltılması değil aksine arttırılmasını gerekmektedir. Görülen o ki 2011 bütçesi “ya tutarsa” bakışından öteye gitmeyecektir.
 
ÖĞRETMEN, DERSLİK, İDARİ VE YARDIMCI PERSONEL AKADEMİSYEN AÇIĞIMIZ DEVAM EDİYOR
Eğitimdeki sıkıntıların ve sorunların çözülmesi için, 250 bin derslik açığının giderilmesi, 200 bin öğretmen ihtiyacının karşılanması, 20 binlere varan akademisyen, öğretim görevlisi açığı yanında 30 binlere varan idari ve yardımcı personel açığının giderilmesi ve fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin giderilmesi, 25 öğrencili sınıflara geçilmesi için MEB ve Yükseköğretim bütçelerinin en az 2 kat artırılması gerekmektedir. Bunun altındaki her oranın sorunları ertelemekten ve ülkenin geleceğini karartmaktan başka bir anlamı bulunmamaktadır.
 
Türkiye’de Bütçeden Yükseköğretime Ayrılan Pay ve Milli Gelire Oranı
Yıllar
    Yükseköğretim Bütçesinin   
        GSMH’ye Oranı (%)
2004
0,86
2005
1,07
2006
1,04
2007
1,10
2008
1,01
2009
0,86
2010
 
 
AB’Lİ PROFÖSÖRLER TÜRK MESLEKTAŞLARINDAN 15 KAT FAZLA MAAŞ ALIYOR
Türkiye'de devlet üniversitelerinde görev yapan kıdemli bir profesörün maaşı bin 410 Avro iken, AB üyesi ülkelerde bu rakam 7.7 bin ile 21 Avro arasında değişiyor. Türkiye’de üniversitede çalışan bir büro memuru 491 Avro kazanırken, AB ülkelerinde bu rakam 3 bin ile 6 bin 400 Avro arasında değişiyor. Türkiye'de 3. derecede bir yardımcı doçent bin Avro kazanamazken, AB üyesi ülkelerde bu rakam 6 bin-11 bin Avro arasındadır. Bir öğretim görevlisi Türkiye'de 650 Avro, Avrupa ülkelerinde 5-8 bin Avro maaş almaktadır. Bir araştırma görevlisi ise Türkiye'de 600 Avro, AB üyesi ülkelerde ise 4-7 bin Avro ücret almaktadır. Ülkemizi geleceğe hazırlayacak olan üniversitelerdeki hocalarımız, akademisyenlerimiz ve idari personel bırakın kendini geliştirmeyi ve bilimsel yayınları takip etmeyi ve bilim – teknoloji üretmeyi zorunlu ve vazgeçilmez ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlanmaktadır. Bu nedenle üniversite çalışanları için en kısa zamanda iyileştirici tedbirler alınmalıdır.
 
ATİNA’DA ORTALAMA SINIF MEVCUDU 22, ANKARADA 47
Her yıl öğrenci sayısının artmasıyla birlikte okul, derslik, öğretmen açığı da büyümektedir. Hala öğretmensiz okul, okulsuz köyler bulunmaktadır. Birleştirilmiş sınıflar ve ikili eğitim sistemi yerine normal eğitim düzenine geçmek, sınıf mevcutlarının AB standardı olan 25 kişilik olarak düzenlenmesini sağlayabilmek için 200 bin öğretmene, 35 bin yardımcı personele ve 200 bin dersliğe ihtiyaç var. Üniversitelerin personel ve fiziksel altyapı ihtiyaçları da dev boyutlara ulaşmış durumda. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2008 yılı resmi istatistiklerine göre; Ankara'da ilköğretimde ortalama sınıf mevcudu 47, Diyarbakır'da 48, Şanlıurfa 57, Gaziantep'te 48, Van'da 47, Adana'da 43’dir.
 
ÇOCUK VE GENÇLERİMİZ DERSHANEYE MAHKÜM
Hükümet her yıl yeni eğitim ve yeni bir sınavı sistemi getirirken amacının öğrencileri dershanelere mahkum etmemek adına bunu yaptığını söylese de gerçek hayatta karşılığı olmayan, meslek öğretmekten uzak, ezberciliğe ve sınavlara endeksli eğitim sistemi, çocukları dershane, özel ders, özel okullara kasıtlı olarak yönlendirmektedir. Özel kurs ve dershanelere gidemeyen öğrencilerin SBS, OKS, ÖSS gibi sınavları kazanma şansları oldukça düşüktür. Eğitim sistemimizi yarım asırdır yozlaştıran ve içinden çıkılmaz hale getiren AB ve ABD mihmandarlığındaki eğitim reformları yüzünden eğitim sistemi çökmüş, sistem anarşisi oluşmuş ve bu nedenle eğitim parası olanların yararlanabileceği bir hizmet haline gelmiştir. Kısacası Türk halkı ‘paran varsa oku, paran kadar oku’ acı gerçeği ile karşı karşıyadır. Bir çok aile çocuklarına daha iyi bir gelecek yaratmak için her ay en az asgari ücret oranında paralar harcayarak çocuklarını özel dershane, özel kurs yahut özel okullara göndermeyi zorunlu görmektedir. Sınavlar, dershaneler, özel dersler, özel okullar, test kitapları, yardımcı ders kitapları, dergiler ile eğitim büyük bir ekonomik rant ve rant sektörü olarak oluşturulmuş durumdadır. Kayıt dışı ve büro dershaneler hariç 2010 İstatistiklerine göre şuan ülkemizde 5 bini aşkın dershane bulunmakta ve yine kayıtlı olarak 2 milyon 150 bin öğrenci dershanelere devam etmektedir. 
 
 OKULLAR "TİCARETHANE" OLMAMALI
Genel bütçeden eğitime yeterli bütçe ayrılmaması ve akabinde okullara yeterli ödenek verilmemesi nedeniyle eğitim harcamalarının önemli bir kısmı çeşitli adlar altında velilerden alınmakta, eğitimin yükü veliye yıkılmaktadır. Anayasamızın 42 maddesinde ve Milli Eğitim Temel kanununda devlet okullarında zorunlu eğitimin parasız olduğu ifade ediliyor olmasına rağmen okullar birer "ticarethaneye", okul müdürleri "tüccar", öğretmenler "tahsildar", öğrenci ve velisi, "müşteri" durumuna düşürülmüştür. Velilerden, çocuklarının okula adım atmasından itibaren 40 değişik isim adı altında para toplanıyor. “Kayıt, dergi, muhtelif günlere özgü hediye, hizmetli katkı, sınıf temizletme, temizlik malzeme ile fotokopi ve sınav parası” olarak alınan bu paraların önemli bölümü “zorunlu bağış” şeklinde niteleniyor. 
 
İŞSİZ ÖĞRETMEN SAYISI BÜYÜYOR, SÖZLEŞMELİLİK UYGULAMASI ARTIYOR
İşsiz öğretmen sayısı çığ gibi büyüyerek 350 bine yaklaşmış durumdadır. Öğretmenler iş güvencesinden ve bir çok sosyal ve ekonomik haktan yoksun bir şekilde "sözleşmeli öğretmenlik" uygulaması ile karşı karşıya bırakılmaktadır. Şu an, Kadrolu öğretmen, 4/B’li öğretmen, 4/C’li öğretmen, Ücretli öğretmen, vekil öğretmen, sözleşmeli öğretmen, kadrolu usta öğretici gibi 7 tür öğretmenlik AKP döneminde yaygın hale getirilmiştir. Bu uygulamalar eğitimin kalitesini olumsuz yönde etkilemiştir. okullarda öğrenci ihtiyaçlarına değil kadroda bulunan öğretmen sayısına göre ders seçimi yapılmaktadır. 
 
OKULLARDA YETERLİ MEMUR VE HİZMETLİ YOK
Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulların çoğunda bir tane dahi hizmetli, memur, bekçi, güvenlik görevlisi bulunmamaktadır. Varlıklı semt okulları veli ve öğrencilerden toplanan paralarla dışardan ücretli olarak hizmetli, bekçi, güvenlik görevlisi, büro memuru istihdam etmekte, yoksul semt okulları ise ciddi bir güvenlik ve hijyen sorunu yaşamaya devam etmektedir. Yardımcı personel açığını kapatamayan okullarda hijyen başta olmak üzere, güvenlik, kontrol ve düzenden bahsetmek imkansız hale gelmiştir. Türkiye genelindeki okullarda 30 bin dolayında yardımcı personel açığı bulunmakta, kadrolu hizmetli ve memuru bulunan okullar kendilerini ayrıcalıklı ve şanslı okul olarak görmektedir. Oysa ki bu özellikler “eğitimde fırsat eşitliği” düşünüldüğünde içler acısı bir durumdur.
 
OKULLARDA GÜVENLİK VE HİJYEN SORUNU HAD SAFADA
Hizmetli, güvenlikçi ve memur açığı okullarımızda hijyen ve güvenlik başta olmak üzere eğitim kalitesi dahil okullardaki şiddet olaylarına kadar bir çok konuda zafiyet yaşanmasına neden olmaktadır. Birkaç bin öğrencisi bulunan okullarda bile hizmetli bulunmamaktadır. Bu nedenle okullarımız; şu sıralar yaygınlaşmakta olan H1N1 virüsüne de diğer grip, nezle, hepatit ve paraziter hastalıklarına da adeta davetiye çıkarmaktadır. Çocuklarımıza sağlıklı bir eğitim ortamı sunmak zorundayız. Yaklaşan kış mevsimiyle birlikte bazı hastalıklar da çocuklarımızın arasında hızla yayılabilir. Okullarımızın hijyenik ve sağlıklı olması için her okulda en az bir hizmetli görevlendirilmeli ve en az her 200 öğrenciye karşılık bir hizmetli istihdam edilmelidir.  
    
YOKSUL ÖĞRENCİLERİN YALNIZCA KİTAPLARI DEĞİL, TÜM EĞİTİM HARCAMALARI DEVLET TARAFINDAN KARŞILANMALIDIR
Kaldı ki hükümet bir taraftan ücretsiz kitap verirken, öte yandan kayıt parası katkı payı gibi adlarla okullarda zorla para toplamasına seyirci kalmaktadır. Hükümet yetkilileri gelecek yıl açık liselerde de ücretsiz kitap dağıtacağını söylemektedir ki; ücretsiz kitap politikasında ’sosyal devlet’ anlayışıyla hareket edilmediğini dahası özel okul ve kolejlerde ücretsiz kitap dağıtımının bunun ufak bir kanıtı olduğunu düşünüyoruz.
 
Kanaatimizce, devlet ücretsiz kitapları yalnızca fakir öğrencilere dağıtmalıdır. Fakir halk çocuklarının yalnızca ders kitaplarının değil tüm eğitim ve gıda harcamalarının devlet tarafından karşılanmasını istiyoruz. Durumu iyi olan ailelerin çocuklarına dağıtılan kitapların parasıyla, fakir aile çocuklarının tüm eğitim giderlerini karşılanmalıdır. Üniversitelerde olduğu gibi zorunlu eğitimde ve orta öğretimde çalışkan ve başarılı maddi durumu iyi olmayan öğrencilere yönelik çalışmalar arttırılmalı, eğitime teşvik bursları verilmelidir.
 
Başta MEB ve Yükseköğretim bütçe rakamları olmak üzere ara başlıklar halinde sunduğumuz  tablolar göstermektedir ki, eğitim sistemi çökmek üzeredir. Bütçeden milli eğitime yeterince kaynak ayrılmaması, ihtiyaca cevap veremeyen sayıda okullar ve sınıflar, yetersiz öğretmen istihdamı, yönetimde kadrolaşma, AB ve ABD uzmanlarının tercüme odalarında hazırladıkları sözde reform projeleriyle yap-boz haline gelmiş bilimsellikten uzak müfredatlar ve "sınıf geçme yönetmelikleri", bölgelerarası dengesiz dağılım ve adaletsizlikler, mesleki eğitime ve istihdama yönelik planlama ve politikaların olmaması, parasız, nitelikli, bilimsel eğitim ve fırsat eşitliğinin olmaması gibi pek çok nedene dayalı olarak, eğitim sistemimiz artık iflas etmiştir.
 
Her alanda olduğu gibi eğitimde de dudak uçuklatan maddi destekler sunan Avrupa Birliği, aktardığı paraların yönlendirilmesini kendi eline almıştır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan iletişim, inşaat, iş piyasası, müfredat geliştirme, mekanik sektör, ulusal kalite sistemi, yaygın eğitim, uluslararası satın alma ve daha birçok alanda yapılan çalışmaların yönlendirilmesi, gönderilen euroların hatırına AB tarafından atanan yüksek maaşlı uzmanlar tarafından yapılmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde kısa ve uzun dönemli çalışacak şekilde ve belirtildiği gibi AB tarafından belirlenen uzmanların sayısı, 100'e yaklaşmıştır. DEMOKRAT EĞİTİMCİLER SENDİKASI olarak diyoruz ki; Eğitim sistemimizde acilen ve gerçek bir reforma gereksinim vardır. Yalnız; Enderun’dan tutunuz, Köy Enstitüleri ve Öğretmen Okulları gibi çok derin ve köklü bir eğitim geleneği olan Türkiye’nin 1950’lerden sonra ABD uzmanlarına, 1980’lerden sonra AB uzmanlarına emanet ettiği ve bir anlamda yozlaştırdığı eğitim sistemini gerçek işlevine kavuşturabilmesi için eğitimde yabancı ülkelerin etkinliğini ve yabancı uzman ve ithal reform anlayışını bırakması gerekmektedir.

Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz
Facebook Yorumları